22 Kasım 2009 Pazar

Prag'a doğan mavi bir güneş: Alasdair Bouch

Bu sesi ilk duyduğumda kulağımın senelerdir aşina olduğu 3 müzisyen arasında kaldım ve hangisi olduğuna karar veremedim bir türlü. Eddie Vedder’a göre fazla tiz ve yumuşaktı. Dave Matthews olma ihtimali yüksekti, ama yine de değildi sanki. Damien Rice’ın sesi ise bunun yanında fazla genç ve hüzünlü kaçardı. Kimin sesiydi peki bu?

Yanıt: Hiçbirinin.

Bu ses tüm bu saydıklarımdan bir tutam katılmış, ne o kadar işlenmiş ne de ham kalmış güzel bir harmandı.

Cevap veriyorum: Alasdair Bouch.

Tanıştırayım: Son 3 senedir Prag’da yaşayan İngiliz folk/blues müzisyeni. Gitar ve armonika çalıyor, şarkı söylüyor. Yaptığı müziği özel kılan şey kendi yazdığı şarkı sözleriyle alakalı olarak bir itirafsallık durumu. Kendisi de bu tarzı ‘itirafsal blues’ olarak tanımlıyor. (Burada İngilizce'den direk çeviri yaptığım için TDK’nın affına sığınıyorum).

Mavi gözleri ve ruhunu ortaya koyan yumuşacık sesiyle kış öncesi içinizi ısıtacak şarkılarını dinlemeniz için buyrun Alasdair Bouch myspace sayfasının linki: http://www.myspace.com/myalasdair

Çok beğendiniz, hayran oldunuz, ve hakkındaki gelişmeleri takip etmek, konserlerden, yeni çıkacak albümlerden haberdar olmak istiyorsunuz.Buyrun şuradan bir zahmet hayran olun o halde: http://www.facebook.com/pages/Alasdair-Bouch/81542249761?ref=mf

9 Ekim 2009 Cuma

Efes'in 20 senelik bluuuz'u!!

Bu sene 20.si gerçekleşecek olan geleneksel Efes Pilsen Blues Festivali için geri sayım başladı. Açılışını 16 Ekim’de Antalya Divan Talya Otel’de yapacak olan gezici festival, 1 ay boyunca Türkiye’nin bir çok farklı şehrinde Blues severler ile buluşacak. Festivalin rotası sırayla şöyle: Antalya, Konya, Kayseri, Kıbrıs/Girne, Mersin, Adana, Gaziantep, Diyarbakır, Malatya, İstanbul, Çanakkale, Balıkesir, Bursa, Kocaeli, Edirne, Trabzon, Ankara, Eskişehir, Denizli, İzmir. Bu seneki festivale katılacak olan müzisyenler ise şöyle: Shemekia Copeland, Terry Evans&Band ve Ray Schinnery. Son olarak gitarist okuyucularımıza bir sürprizimiz var. Festivalin bu sene düzenlediği yarışmada en eski Efes Blues Festival müdavimi bir Fender Stratocaster gitar kazanabilir.


Yarışmaya katılmak için ayrıntılı bilgi festivalin resmi sitesinde:

http://www.efesblues.com/


İşini son dakikaya bırakıp festival günü kapıda kalmak istemeyenler için önceden bilet alabileceğiniz biletix linkini de buradan hemen verelim:

http://www.biletix.com/static.htm?page=sp42

7 Eylül 2009 Pazartesi

Canlı canlı: Groove Armada @ SaSaZu, Prag

Uzun bir aradan sonra "Pips'in Walkman'i", Beyoğlu Balık Pazarı'ndaki balıklardan daha canlı ve oynak bir performans incelemesiyle tekrar karşınızda. Geçtiğimiz hafta Prag'ın son zamanlarda açılmış güzide mekanlarından biri olan SaSaZu'ya sizler için gittik, dinledik, oynadık...ve yazıyoruz. Evet, bu mekanla olan ilk canlı müzik deneyimimiz oldukça büyük kitlelere hitap eden, dünyanın en büyük dans festivallerinde yer alan, kulaklarımızın birçok reklam, film ve bilgisayar oyunu müziklerinden aşina olduğu İngiliz ikili Andy Cato ve Tom Findlay'ın kurduğu "Groove Armada" projesi. Eğer bu isim size hiçbir şey çağrıştırmadıysa biraz daha tüyo verelim ve 2000'li yılların başına gidelim. Hepimiz en azından bir yaz boyunca çeşitli tatil köylerinde, barlar sokaklarında, hadi bunlar olmasa da önümüzden geçen camları açık bir arabada bangır bangır çalan "I see you baby, shakin' that ass"in nasıl bir yaz gecesi marşı haline geldiğine şahit olmuşuzdur. Herhalde grup da bu şarkıdan öylesine baymış ki, geçen perşembe akşamki konserlerinde bu şarkı ancak konser bitiminde CD'den çalındı.İyi ki öyle oldu ki 1 saatlik limitli süreleri boyunca en azından Superstylin', Song 4 Mutya gibi iddialı parçalarına yer verdiler. Grubun konser boyunca dinleyicinin nabzını yüksekte tutması ve mekanla müziğin oldukça uyumlu olmasını takdir ettik, fakat sahneye oldukça geç gelip de sadece 1 saat kalmalarını da kınamadık değil. Herneyse, bu kadar kusur kadı kızında da olur diyerek sizi bu performanstan amatör makinemle çektiğim kısa bir bölümle baş başa bırakıyorum.
Hadi, oturmaya mı geldik? Eller havaya!!!!!!!

16 Ağustos 2009 Pazar

Miles Davis'in parmaklarından İspanya eskizleri

Gil Evans’ın beste ve aranjmanları, Miles Davis’in melodik ve kendine özgü ritmleriyle çaldığı soloları ve birçok müzik stilinin harmanladığı bir başucu albümü: Sketches of Spain.


Alışılagelmiş caz enstrümanlarından daha çok korno, fagot, bas klarinet ve flugelhorn gibi klasik müzikte kullanılan bir çok nefesli enstrümanı duyabileceğimiz bir albüm. Sadece 5 parçadan oluşmasına rağmen albüm size 40 dk'lık yumuşak ve sakinleştirici bir müzik terapisi veriyor. 27 müzisyenden oluşan orkestranın eşliğinde Miles Davis, ana enstrümanı olan trompet ve de flugelhorn ile çaldığı pırıl pırıl sololarıyla ön planda. Fakat albümü bu kadar özel kılanın Davis’in performansı kadar Gil Evans’ın aranjmanları olduğunu da unutmamak lazım. Sonuçta bu albümü bu kadar tatmin edici kılan şey Evans’ın bestelerine özenle kattığı yeni ve birbirinden farklı stiller ve de mükemmel bir caz – klasik müzik harmanı yakalamış olmasıdır.


Sizin için bu albümden şimdilik The Pan Piper adlı parçayı seçtim. İleride bu albümün diğer parçalarına da blogumuzda rastlamanız mümkündür. Buyrun, dinleyin:

Dinle


3 Ağustos 2009 Pazartesi

Geceden kopan bir dilek: Tarja Turunen

Fazla söze gerek yok. Birçoğumuzun bildiği gibi o Finlandiyalı senfonik metal grubu Nightwish’in ilk göz ağrısı, grubun müziğine karakterini veren ve sonradan yeri hiç doldurulamayacak olan güçlü ses…Finlandiya’nın başkanı Tarja Halonen’in tanımladığı gibi „Finlandiya’nın sesi“: Tarja Soile Susanna Turunen Cabuli. 18 yaşında müzik eğitimini aldığı Sibelius Akademisi’nden sınıf arkadaşı Tuomas Holopainen ile birlikte Nightwish grubunu kurmuş, 9 sene boyunca grubun vokalistliğini yapmış ne yazık ki bu beraberlik 2005 yılının Ekim ayında diğer grup elemanlarının ortak bir kararla internet sitelerinden yayınladıkları bir mektupta Turunen’den gruptan ayrılmasını istemeleriyle sona ermiştir. Bu mektuba kendi web sitesi üzerinden cevap veren Tarja da bundan sonraki müzik çalışmalarına solo olarak devam etme kararı almıştır. Biz yine de onu Nightwish ile tanıyıp grupla bütünleştirdiğimiz için solo çalışmaları yerine grup ile olan zamanlarından bir performansını buraya koymak istedik. Oldukça iddialı ve güzel bir „Phantom of the Opera“ uyarlaması ile.. buyrun Nightwish ve Tarja:



Bu arada Tarja’nın bir dönem müzik eğitimine devam etmek için gittiği Almanya’da tanıştığı Türk asıllı Alman müzisyen Martin Kesici ile bir düeti olduğunu biliyor muydunuz? Eğer bu güzel sese siz de doyamadıysanız hemen bu düeti de güzel bir anime eşliğinde sizlerle paylaşalım:




2 Ağustos 2009 Pazar

1 Múm'dur, 2 Múm'dur, bana bir bade doldur...

m (u harfini normalden 2 kat uzun okuyunuz) grubunun kurucuları İzlandalı iki bey (Gunnar Örn Tynes, Örvar Þóreyjarson Smárason) ve ikiz kız kardeşler (Gyða ve Kristín Anna Valtýsdóttir). Yumuşak vokaller ve de basitmiş gibi görünen kompleks elektronik altyapılar üzerine kurulmuş deneysel müzikler yapan grup "İzlanda'dan akl-i selim sahibi müzisyen çıkmaz" tezini çürütürcesine normal ve de akıllı müzisyenlerden oluşuyor.

Grubun uluslararası platformda dikkat çekmesi Björk ve Sigur Rós gibi hemşeri müzisyen
lerin dünya çapında başarı yakalamasına dayanmaktadır.
Kurucu üye olan Kristín Valtýsdóttir'e göre, grubun adının bir anlamı yok. Eskiden yapılan ve şu anda aktif olmayan Fókus gazetesinde çıkan röpörtaja göre, isim bir resim olarak açıklanmıştı. Bu açıklamada, múm resmi, birbirini hortumlarıyla selamlayan iki file benzetilmişti. (kaynak: vikipedi)

Şimdi bu gruptan çok sevdiğim, insanda sevinç, merak ve hafiflik duygusu uyandırdığını düşündüğüm bir parçayı sizlerle paylaşmak isterim: "I'm 9 Today"i aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz:

1 Ağustos 2009 Cumartesi

Haftanın beraberliği: Finlandiya - İzlanda

Bir Cumartesi kahvaltı keyfinden sizlere seslenirim ey müzikseverler.

Bir haftanın anketi daha sona ermiş bulunmakta. Sizlerden gelen oylar sonucu haftanın müziği en çok beğenilen 2 Kuzey Avrupa ülkesi İzlanda ve Finlandiya (?) olarak belirlendi. (Diğer editör arkadaşlarım, bu konuda sizden de bomba grup önerilerine açığım - bildiğiniz gibi müziğine pek de aşina olduğumuz ülkeler diil bunlar. Şahsen ben küçüklüğümde daha çok Güney Kutbu yöresine özgü ninnilerle büyütüldüm. Bir de ne yalan söyleyeyim, biz güneylilerle kuzeyliler birbirimizden pek haz etmeyiz - yıllar yılı aramızda bir rekabet olmuştur hep. Yine de profesyonellik adına şahsi duygularımı bir kenara koyuyor, ve kahvaltıdan hemen sonra yeni yazılar için kolları sıvamaya başlıyorum.)

Hepinize iyi haftasonları dilerim. Bizi takip etmeye devam edin!!

-Pips Peyote

31 Temmuz 2009 Cuma

Borodin'den "Poloveç Dansları"

Bu haftaki anketimizin sonuçlanmasına birkaç saat kala heyecanınızı yatıştırmak için araya bir klasik eser koyalım dedik. Eserimiz, "Rus Beşleri" olarak bilinen besteci grubundan Alexandr Borodin'in "Prens Igor" operasının en meşhur bölümü olan "Poloveç Dansları". Opera 11. yüzyılda Ruslar ile Tatarlar arasında geçen bir savaş sırasında yaşananları anlatır. Savaş sırasında Prens Igor ve oğlu Vladimir poloveç savaşçıları tarfından esir edilir. Kraliyet soyundan geldikleri için sıradan esirler gibi değil asil konuklar olarak ağırlanırlar. Poloveçlerin hanı onurlarına bir festival düzenler. Kutlamalar sırasında savaşçılar ve genç kızlar dans eder. Parça işte bu danslar esnasında çalınan müzik ve söylenen şarkılardır. Maalesef Prens İgor Borodin tarafından yarım kalmış ve ölümünden sonra Rimsky-Korsakov ile Alexander Glazunov tarafından tamamlanmıştır. (kaynaklar: eksisozluk, wikipedia)
p.s. Eserin
"The Flowing Dance of Young Maidens" [b] bölümü Amerikalı hiphop müzisyeni Warren G'nin opera ile aynı isimli şarkısında kullanılmıştır. Buyrun bu da şarkının klibi:

26 Temmuz 2009 Pazar

Müzikalin iyisi kötüsü

Sevgili müzikseverler,
Siz blogumuzda “Film müzikleri” haberleri görmek istersiniz de biz boş dururmuyuz? Her ne kadar bugün tatil de olsa Pazar keyfinize çilek suyu sıkacak çok kısa bir haber yazmadan edemedim ve “Pazar günü” temasına uygun bir şarkı seçtim sizler için. 1973’te Britanya yapımı bir müzikal olarak ortaya çıkan, daha sonra bilimkurgu ve korku filmi haline getirilen kült yapım “The Rocky Horror Picture Show” filmimiz.


Sahne oyununun ve tüm şarkılarının sözlerinin Richard O’Brien tarafından yazılmış olduğu müzikal, senelerce broadway sahnelerinde yer almış, filmi ise tüm zamanların uluslararası en çok bilinen gece yarısı gösterimi filmi haline gelmiştir. Filmin başrollerinde Tim Curry, Susan Sarandon ve Barry Bostwick gibi ünlüler yer almıştır.Filmin konusu kısaca şöyledir: (wikipedia.org’dan alıntı)


“Yeni evlenmiş olan Janet Weiss (Susan Sarandon) ve Brad Majors (Barry Bostwick) yağmurlu bir gecede yollarını kaybeder. Ardından Weiss ve Majors bir şatoya sığınırlar. Bu şatonun sahibi, travesti bir bilimadamı olan Dr. Frank-N-Furter'dır (Tim Curry). Dr. Frank-N-Furter, o gece Rocky Horror adında bir aşk kölesi yaratcağını açıklar. Janet Weiss ve Brad Majors'ın saklı kalmış v e bastırılmış duyguları ortaya çıkar”


Filmin açılış sahnesinde siyah bir zemin üzerinde Patricia Quinn’in daha sonra bir ikon haline gelecek olan kırmızı rujlu dudakları belirir ve sözleri o dönemin birçok düşük bütçeli kült filmlerine göndermelerle dolu olan “Science Fiction/Double Feature”ı söylemeye başlar.




Bu şarkının sözlerinde kendilerine referans yapılmış filmlerden bazıları:

25 Temmuz 2009 Cumartesi

"25. Hour / 25. Saat" Tenece Blanchard

ISKALANAN HAYATLAR ÜZERİNE, TERENCE BLANCHARD DARBESİ...

Tenece Blanchard, film müziği kompozitörleri arasında çok bilinen bir isim olmasa da, bir jazz kedisi olarak ziyadesiyle tanınan, saygın bir enstrümanist.

Ehil bir trompetçi, keza yönetmen Spike Lee' nin çocukluk arkadaşı olması hasebiyle hemen her filminde notalarının izi bulunan bir deha.

Haftanın teması film müziklerine dair olunca, ilk zihnime düşen film, "25th Hour / 25. Saat" oldu.

Hayatlarımızı ne kadar enayice paranoyalarla ıskaladığımızı, çocukluğumuzda kafamıza mıhlanan bir film ya da fotoğraf karesinin peşinde mutluluğu ararken aslında "mutlu olduğumuzun" farkında bile olamadığımızı anlatan, tadına doyulmaz bir başyapıttı "25. Saat"...


Edward Norton' un yürek titreten performansı da filmin kusursuzluğuna krem şanti lezzeti katıyordu.

Filmin o kadar çok unutulmaz sekansı var ki. Ama sanırım en ciddi tadlarından biri, Terence Blanchard' ın silkeleyici açılış müziğiydi.

Her izlediğimde, iki gözüm niagara ağladığım final sahnesinde de kullanılan bu title gerçekten efsaneviydi...


KINGS OF LEON' LA SOLUKLANMAK...

ONLY BY THE NIGHT / KINGS OF LEON

MUTLAKA DİNLEYİN!!!


Uzun süre ciddiye almamak gibi bir hataya düştüğüm Kings Of Leon' a dair yanılgım ve ıskaladığım zaman yüzünden kendimi affedemiyorum öncelikle...

Mübalasız, son 10 yıldır beni bu kadar keyiflendiren, heyecanlandıran bir rock grubu sözkonusu olmamıştı.

"Rock müziğe dair daha farklı ve yeni ne yapılabilir ki" denilen kısır bir dönemde, taze orman havası kıvamında Kings Of Leon.

Bir çok virtüözü imrendirecek gitar riff' lerinden tutun da, davul ataklarının pompaladığı limitsiz adrenaline dek tam bir karnaval Kings Of Leon!

"Only By The Night" ı, zekice kotarılmış şarkı sözlerinden, entrümantal altyapısına dek başyapıt olarak nitelemek sanırım abartılı olmayacak.

Açılış şarkısı "Closer" la sizi içine aldıkları kozadan, son şarkı "Cold Desert" le renkli bir kelebek olarak çıkıyorsunuz.


Olağanüstü!..

Haftanın tercih edilen müzik kategorisi: “Film müziği”

Bir hafta boyunca okuyucularımızdan gelen oylar sonucu blogumuzda en çok haberlerini görmek istediğiniz müzik kategorisi belli oldu. Bu haftanın favorisi: “Film müzikleri”

Bu kategoriye oy veren okuyucularımızın aklında büyük senfonik besteler, ya da dünya listelerini alt üst etmiş şarkılar olabilir. Biz daha mütavazi ve sıcak bir tercih yaptık, ve 7’den 77’ye tüm Türk halkının gönlünde yer etmiş “Gülen Gözler” filminin müziğine blogumuzda yer vermek istedik. 70’li yıllarda ortaya çıkan, orijinali İskender Doğan tarafından seslendirilmiş olan “Kan ve Gül” parçasını çılgın ve aşık pilot Vecihi’nin kardeşinin düğünü esnasında müstakbel eşinin babasına söylediği sahneyi hepiniz hatırlarsınız. Kendini bir anda sahneye atıp, Münir Özkul’un gözlerinin içine baka baka “Seviyorum, veriyor musun?” diye kızını vermesi için adeta yalvaran Şener Şen (nam-ı diğer: “Vecihi”) sonunda babayı ikna etmiş midir? Bunun cevabını ancak filmi izleyenler biliyor. Biz yine de merakınızı bir nebze olarak gidermek için filmin bu sahnesini sizlerle paylaşalım dedik. Buyrunuz, izleyiniz:




Haa, bu arada...Bilmeyenleriniz için söyleyelim. Bu şarkının bir de Michael Jackson yorumu var. Rahmetli Jacskon, Vecihi'nin yorumunu o kadar çok beğenirdi ki ona olan saygısından dolayı hiçbir zaman kendisini ön plana çıkarmamak için bu videonun yayılmasını istemedi. Biz yine de sevenleri olarak buradan bu videoyu paylaşıp kendisini bir kez daha anmak istedik:


23 Temmuz 2009 Perşembe

My Ssshhhhhh....

Blogumuzda genelde daha sıradışı fotoğraflar görmeye alışık okuyucularımız bu resimdeki hanımın “aramızdan biri” hallerine aldanmasın. O aslında çok özel, 70’li yılların sonunda power pop akımının en önemli yapıtlarından birine ilham kaynağı olmuş Sharona Alperin. 16 yaşındayken The Knack grubunun solisti Doug Fieger, kendisine sullar seller gibi aşık olmuş ve 1979’da Amerika’da Billboard Hot 100 singles listesinde 1 numaraya yükselip 6 hafta boyunca kalacak olan “My Sharona”yı yazmıştır. “Onu ilk gördüğümde kafama beysbol topu yemiş gibiydim, anında aşık oldum” diyor Fieger. Bu şarkı daha sonraları Pearl Jam, Nirvana ve benzeri çeşitli müzisyenler tarafından yapılan uyarlamalarıyla, 1994’te Ben Stiller’ın yönettiği ve yıllarca aklımıza yerleşen Ethan Hawke ve Winona Ryder’ın romantik aşk sahnelerini içeren Reality Bites filminin soundtrack’inde oluşuyla ve son olarak 2005’ye Amerika Başkanı George W. Bush’un iPod listesinde bulunuşuyla dikkat çekmektedir. İşte şarkının bir videosu:




Unutmadan: Bu şarkıya ilham kaynağı olan Sharona Alperin, şu anda Amerika’da başarılı bir emlak şirketinin sahibidir. Şirketin websitesinin http://www.mysharona.com/ olması yine bu şarkıya referanstır.

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Zooey Deschanel


Bu filmci müzisyen kızımızdan bir parçayla karşınızdayız. "Yes Man" filmi için kurdukları "Munchausen By Proxy" adlı gruptan. Zooey Claire Deschanel in bir çok oyunculuk deneyiminin yanında müzik konusundada boş olmadığını "She & Him" adlı grubundan biliyoruz.Ama ismini ilk duyduğumuz zaman oyuncu Zooey Deschanel olarak düşünüyoruz. Bu elf kızımız acaba sadece müzik mi yapsa ne (yooo oyunculuğuna laf yok)

21 Temmuz 2009 Salı

Napoliten düşler...

Küçükken yazlıkta bisikletinin ziliyle sizi bahçeye çağıran bir çocukluk arkadaşınız var mıydı? Eğer olmuşsa bu ses size tanıdık gelecek. 19 yaşındaki Avustralyalı müzisyen/şarkı yazarı Lisa Mitchell, akustik gitarıyla eşlik ettiği ve bu sene çıkan ilk albümü Wonder’da topladığı şarkılarıyla kulaklarımızı olduğu kadar ruhumuzu da okşuyor, ve bizi bisikletli günlerimize geri götürüyor...Albümdeki favorilerden biri olan “Neopolitan Dreams”i size dinletmeden önce şarkının kullanıldığı bazı yerler hakkında bilgi vereyim:

* Avustralya yapımı aile dizisi “Packed to the Rafters”ın soundtrack’i

* Popüler internet dizisi “MySpace Road Tour”un tema müziği (ayrıntılı bilgi için:

http://www.myspace.com/myspaceroadtour#)

* 3 Mobile
televizyon reklamı (Temmuz 2008)

* İngiltere’de Surf deterjan reklamı (Eylül 2008)

* İspanya’da meşhur alışveriş merkezi zinciri El Corte Inglés’in Noel reklamı


Daha fazla reklamını yapmadan şarkıyı dinlemeye geçelim dilers
eniz:


20 Temmuz 2009 Pazartesi

Selam. Hi. Hallo. Salut. Ahoj. Ciao. Saludo. χαιρετισμός.

Now our blog is available for the non-Turkish speakers as well. Just select the language you want from the GoogleTranslator below... et voila!

Enjoy your reading.

p.s. Thanks to our editor
darul for suggesting this idea.

500 mil yürüyen İskoçlar: The Proclaimers

Yer: Hampden Parkı, İskoçya.
Milli futbol takımı gol atıyor ve tüm İskoç taraftarlar hep bir ağızdan aynı şarkıyı söylüyor:
“But I would walk 500 miles, and I would walk 500 more...”

Daha sonraları tüm milli maçlarda söylenmesi gelenek haline gelen I’m gonna be (500 miles) adlı bu şarkı İskoç grup The Proclaimers tarafından yazılmış. 1993’te Benny&Joon filminin orijinal soundtrack’i olarak kullanılan parçaya günümüzün en popüler TV dizilerinden biri olan “How I Met Your Mother"ın Arriverderci, Fiero bölümünde Marshall Eriksen’in Pontiac Fiero’sunun bozuk teybindeki kasetten çalan tek parça olarak tekrar rastlıyoruz.
Şarkıyı dinlemek için aşağıdaki linke tıklayınız:
Karaoke yap
...veee işte şarkının İskoçya-İtalya futbol maçında İskoç taraftarlar tarafından söylendiği video:

19 Temmuz 2009 Pazar

Efsanevi kovboy kız: Imani Coppola

Örgülü saçlar, leopar desenli bir bluz, restoran tezgahının üzerinde danseden garson kız ve de karayolunun kenarında kovboy dansı yapan motorcular...Hepimiz onu ‘97 yılında müzik kanallarında ve de radyolarda sık sık duyduğumuz “Legend of a Cowgirl” şarkısından tanıyoruz.Amerikalı siyahi bir anne ve Italyan bir babanın 5 çocuğundan biri olan New York doğumlu şarkıcı ve de söz yazarı Imani Francesca Coppola’dan bahsediyoruz. İçinde bulundukları kültür ve yetenekten yoksun,orta gelirli beyaz ailelerin yaşadığı mahalleye tezat oluşturan, bu yüzden de hep kendilerine sataşılan yoksul Coppola ailesi, caz müzisyeni bir baba, bas gitar çalan bir anne ve hepsi de müziğe yatkın olan çocuklardan oluakşmtaydı. Böyle çelişkili bir ortamın uzun vadede avantajı, Imani’nin müziğindeki bağımsızlığı ve de yaratıcılığı körükleyecek olmasıydı.

90'ların sonuna nostaljik bir yolculuk yapmak isteyenler, Coppola'nın kendi kemanıyla çaldığı western motifleriyle süslü "Legend of a Cowgirl"ü aşağıdaki linkten dinleyebilirler:

Karşılama...

Sevgili müziksever;

Pips'in müzik bloguna hoş geldin. Her telden müzik haberlerini sitemizi takip ederek öğrenebilirsin.

Sevgiler,

-PP