



Bu sene 20.si gerçekleşecek olan geleneksel Efes Pilsen Blues Festivali için geri sayım başladı. Açılışını 16 Ekim’de Antalya Divan Talya Otel’de yapacak olan gezici festival, 1 ay boyunca Türkiye’nin bir çok farklı şehrinde Blues severler ile buluşacak. Festivalin rotası sırayla şöyle: Antalya, Konya, Kayseri, Kıbrıs/Girne, Mersin, Adana, Gaziantep, Diyarbakır, Malatya, İstanbul, Çanakkale, Balıkesir, Bursa, Kocaeli, Edirne, Trabzon, Ankara, Eskişehir, Denizli, İzmir. Bu seneki festivale katılacak olan müzisyenler ise şöyle: Shemekia Copeland, Terry Evans&Band ve Ray Schinnery. Son olarak gitarist okuyucularımıza bir sürprizimiz var. Festivalin bu sene düzenlediği yarışmada en eski Efes Blues Festival müdavimi bir Fender Stratocaster gitar kazanabilir.
Yarışmaya katılmak için ayrıntılı bilgi festivalin resmi sitesinde:
İşini son dakikaya bırakıp festival günü kapıda kalmak istemeyenler için önceden bilet alabileceğiniz biletix linkini de buradan hemen verelim:
http://www.biletix.com/static.htm?page=sp42
Gil Evans’ın beste ve aranjmanları, Miles Davis’in melodik ve kendine özgü ritmleriyle çaldığı soloları ve birçok müzik stilinin harmanladığı bir başucu albümü: Sketches of Spain.
Alışılagelmiş caz enstrümanlarından daha çok korno, fagot, bas klarinet ve flugelhorn gibi klasik müzikte kullanılan bir çok nefesli enstrümanı duyabileceğimiz bir albüm. Sadece 5 parçadan oluşmasına rağmen albüm size 40 dk'lık yumuşak ve sakinleştirici bir müzik terapisi veriyor. 27 müzisyenden oluşan orkestranın eşliğinde Miles Davis, ana enstrümanı olan trompet ve de flugelhorn ile çaldığı pırıl pırıl sololarıyla ön planda. Fakat albümü bu kadar özel kılanın Davis’in performansı kadar Gil Evans’ın aranjmanları olduğunu da unutmamak lazım. Sonuçta bu albümü bu kadar tatmin edici kılan şey Evans’ın bestelerine özenle kattığı yeni ve birbirinden farklı stiller ve de mükemmel bir caz – klasik müzik harmanı yakalamış olmasıdır.
Sizin için bu albümden şimdilik The Pan Piper adlı parçayı seçtim. İleride bu albümün diğer parçalarına da blogumuzda rastlamanız mümkündür. Buyrun, dinleyin:
Fazla söze gerek yok. Birçoğumuzun bildiği gibi o Finlandiyalı senfonik metal grubu Nightwish’in ilk göz ağrısı, grubun müziğine karakterini veren ve sonradan yeri hiç doldurulamayacak olan güçlü ses…Finlandiya’nın başkanı Tarja Halonen’in tanımladığı gibi „Finlandiya’nın sesi“: Tarja Soile Susanna Turunen Cabuli. 18 yaşında müzik eğitimini aldığı Sibelius Akademisi’nden sınıf arkadaşı Tuomas Holopainen ile birlikte Nightwish grubunu kurmuş, 9 sene boyunca grubun vokalistliğini yapmış ne yazık ki bu beraberlik 2005 yılının Ekim ayında diğer grup elemanlarının ortak bir kararla internet sitelerinden yayınladıkları bir mektupta Turunen’den gruptan ayrılmasını istemeleriyle sona ermiştir. Bu mektuba kendi web sitesi üzerinden cevap veren Tarja da bundan sonraki müzik çalışmalarına solo olarak devam etme kararı almıştır. Biz yine de onu Nightwish ile tanıyıp grupla bütünleştirdiğimiz için solo çalışmaları yerine grup ile olan zamanlarından bir performansını buraya koymak istedik. Oldukça iddialı ve güzel bir „Phantom of the Opera“ uyarlaması ile.. buyrun Nightwish ve Tarja:
Múm (u harfini normalden 2 kat uzun okuyunuz) grubunun kurucuları İzlandalı iki bey (Gunnar Örn Tynes, Örvar Þóreyjarson Smárason) ve ikiz kız kardeşler (Gyða ve Kristín Anna Valtýsdóttir). Yumuşak vokaller ve de basitmiş gibi görünen kompleks elektronik altyapılar üzerine kurulmuş deneysel müzikler yapan grup "İzlanda'dan akl-i selim sahibi müzisyen çıkmaz" tezini çürütürcesine normal ve de akıllı müzisyenlerden oluşuyor.
Bu haftaki anketimizin sonuçlanmasına birkaç saat kala heyecanınızı yatıştırmak için araya bir klasik eser koyalım dedik. Eserimiz, "Rus Beşleri" olarak bilinen besteci grubundan Alexandr Borodin'in "Prens Igor" operasının en meşhur bölümü olan "Poloveç Dansları". Opera 11. yüzyılda Ruslar ile Tatarlar arasında geçen bir savaş sırasında yaşananları anlatır. Savaş sırasında Prens Igor ve oğlu Vladimir poloveç savaşçıları tarfından esir edilir. Kraliyet soyundan geldikleri için sıradan esirler gibi değil asil konuklar olarak ağırlanırlar. Poloveçlerin hanı onurlarına bir festival düzenler. Kutlamalar sırasında savaşçılar ve genç kızlar dans eder. Parça işte bu danslar esnasında çalınan müzik ve söylenen şarkılardır. Maalesef Prens İgor Borodin tarafından yarım kalmış ve ölümünden sonra Rimsky-Korsakov ile Alexander Glazunov tarafından tamamlanmıştır. (kaynaklar: eksisozluk, wikipedia) 
Sevgili müzikseverler,
Blogumuzda genelde daha sıradışı fotoğraflar görmeye alışık okuyucularımız bu resimdeki hanımın “aramızdan biri” hallerine aldanmasın. O aslında çok özel, 70’li yılların sonunda power pop akımının en önemli yapıtlarından birine ilham kaynağı olmuş Sharona Alperin. 16 yaşındayken The Knack grubunun solisti Doug Fieger, kendisine sullar seller gibi aşık olmuş ve 1979’da Amerika’da Billboard Hot 100 singles listesinde 1 numaraya yükselip 6 hafta boyunca kalacak olan “My Sharona”yı yazmıştır. “Onu ilk gördüğümde kafama beysbol topu yemiş gibiydim, anında aşık oldum” diyor Fieger. Bu şarkı daha sonraları Pearl Jam, Nirvana ve benzeri çeşitli müzisyenler tarafından yapılan uyarlamalarıyla, 1994’te Ben Stiller’ın yönettiği ve yıllarca aklımıza yerleşen Ethan Hawke ve Winona Ryder’ın romantik aşk sahnelerini içeren Reality Bites filminin soundtrack’inde oluşuyla ve son olarak 2005’ye Amerika Başkanı George W. Bush’un iPod listesinde bulunuşuyla dikkat çekmektedir. İşte şarkının bir videosu:
Unutmadan: Bu şarkıya ilham kaynağı olan Sharona Alperin, şu anda Amerika’da başarılı bir emlak şirketinin sahibidir. Şirketin websitesinin http://www.mysharona.com/ olması yine bu şarkıya referanstır.

Küçükken yazlıkta bisikletinin ziliyle sizi bahçeye çağıran bir çocukluk arkadaşınız var mıydı? Eğer olmuşsa bu ses size tanıdık gelecek. 19 yaşındaki Avustralyalı müzisyen/şarkı yazarı Lisa Mitchell, akustik gitarıyla eşlik ettiği ve bu sene çıkan ilk albümü Wonder’da topladığı şarkılarıyla kulaklarımızı olduğu kadar ruhumuzu da okşuyor, ve bizi bisikletli günlerimize geri götürüyor...Albümdeki favorilerden biri olan “Neopolitan Dreams”i size dinletmeden önce şarkının kullanıldığı bazı yerler hakkında bilgi vereyim:
Yer: Hampden Parkı, İskoçya.
Örgülü saçlar, leopar desenli bir bluz, restoran tezgahının üzerinde danseden garson kız ve de karayolunun kenarında kovboy dansı yapan motorcular...Hepimiz onu ‘97 yılında müzik kanallarında ve de radyolarda sık sık duyduğumuz “Legend of a Cowgirl” şarkısından tanıyoruz.Amerikalı siyahi bir anne ve Italyan bir babanın 5 çocuğundan biri olan New York doğumlu şarkıcı ve de söz yazarı Imani Francesca Coppola’dan bahsediyoruz. İçinde bulundukları kültür ve yetenekten yoksun,orta gelirli beyaz ailelerin yaşadığı mahalleye tezat oluşturan, bu yüzden de hep kendilerine sataşılan yoksul Coppola ailesi, caz müzisyeni bir baba, bas gitar çalan bir anne ve hepsi de müziğe yatkın olan çocuklardan oluakşmtaydı. Böyle çelişkili bir ortamın uzun vadede avantajı, Imani’nin müziğindeki bağımsızlığı ve de yaratıcılığı körükleyecek olmasıydı."dissko disko"